Jack London – Martin Eden

Tam bir dünya klasiği! Çok kalın bir kitap, ağır bir anlatım var. Çok sevdiğim bir arkadaşıma yazı yazma isteğimden bahsettiğimde bana bu kitabı tavsiye etti. Kitabın konusundan biraz bahsettikten sonra “İnşallah sonunuz benzemez” diyerek de spoiler verdi. Sonunun iyi bitmeyeceğini anlayarak kitabı okumaya başladım. Çünkü beni asıl ilgilendiren nasıl bittiği değil, nasıl gelişmeler olduğuydu.

Sanayi devrimi sonrasında insanlar arasında oluşan sınıf farklılıklarını gündeme alan bir kitap. Karakterimiz bizim buralarda barzo diye tabir ettiğimiz bir genç! Sonrasında konu zengin kız fakir oğlana dönüyor. Türk filmi kıvamında olmasa da bazı yerleri andırmıyor değil. Âşık olduğu kızın edebiyat okuyor olması karakterimiz Martin’in bu alan üzerinde yoğunlaşmasına sebep oluyor. Kendisini yetersiz hissettiği tüm alanlarda ders çalışır gibi çalışıyor. Bir sürü kısa hikâye yazıyor ve yayınevlerine gönderiyor. Uzun süren bir başarısızlık hikâyesi sonrasında başarıya dönüşse de gerçekleşen olaylardan dolayı bundan haz alamıyor. Sonrası arkadaşın dediği gibi: “Sonumuz benzemesin”

Yalnız bu kitap ile ilgili burada yorum yazarken aklıma kitapta geçen bir bölüm geldi.

“Editörlerin ve editör yardımcılarının çoğu ve dergilere, yayınevlerine dosya değerlendirmesi yapan danışmanların hemen hepsi, yazar olmaya çalışmış ama bunu başaramamış kişilerden oluşuyor. Özgünlük ve deha konusunda yargı makamında oturup, matbaaya neyin gidip neyin gitmeyeceğini karar verenler, şu dünyada bu işi yapması gereken son kişiler, yani özgün bir yanlarının olmadığı kanıtlanmış, ilahi kıvılcımın yanlarına bile uğramadığı belli olmuş bu adamlar. Onların ardından yine bir başarısızlık abidesi olan eleştirmenler gelir.”

Jack London gerçekten ileri görüşlü bir yazarmış. Bugün bile kitapla alakalı yorum yaparken mahcup hissettiriyor insana. Neyse ki kitap dünya klasikleri arasına girmiş. Yazarda toprağı bol olsun, aramızda değil. Sınıf farklılıklarının kişiler üzerindeki tüm olumsuz etkileri kitapta çok iyi anlatılmış. Günümüzde sosyal medya sayesinde her türlü hayat biçiminin içerisinde olduğumuz için bu durumu daha iyi anlıyoruz. Kitabın yazıldığı dönem zaten günümüzün fragmanıymış. Şimdi durum çok daha travmatik.

Pollyanna diye tabir edilen bir karaktere sahipseniz kitabı okumayın. Çıkaracağınız sonuç zengin bir kıza aşık olursan zengin olabilirsin olur. Sonra kızın biri gelir “kimse sizinle tavuk döner yemek zorunda değil” diye bir tweet atar. Rencide olursunuz. İstediğiniz kadar zengin olun, her zaman sizden daha zengin birileri olacak. Paranın değil, başarının peşinde koşun. Para gelirse sizindir, gelmezse zaten hiç sizin olmamıştır. Yapacaksanız böyle pollyannacılık yapın!

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *