Minimalizm

     Saçma sapan kişisel gelişim zırvalarıyla dolu hayatımızda gerçekten faydalı bir şeye ulaşabildim sonunda. Yapılan bir araştırmaya göre, netflix’de her hangi bir şeyin izlenme süresi ile izlenecek bir şeyi arama süresi arasında ciddi bir fark var. İnsanlar ne izleyeceğini seçmeye çalışırken ciddi bir zaman kaybediyor. Bende bu şekilde zaman kaybederken bir belgesele rastladım. Adı minimalizm. Az ile yetinmekle alakalı bilindik şeylerden bahsedeceklerine emindim fakat öyle olmadı. Anlatış biçimleri ve uygulamanın sonuçları gerçekten ilgimi çekti ve daha dikkatli izlemeye karar verdim. Belgeseli izledikten sonra uzun bir süre eşyalarımı ve onlara sahip olma isteğimi düşünmeye başladım. Aklıma ilk gelen örnek akıllı telefonum. İlk aldığım hafta neredeyse çelik kasa içerisinde saklıyorum. Şarjı %1 e geldiğinde şarja takıyorum ve %100 olduğunda almak için başında nöbet tutuyorum. Bir zemine bırakmadan önce zemin etüdü yapıyorum. Orada bulunan toz ve kirlerden arındırdıktan sonra yerine bırakıyorum. 2. Hafta hassasiyet biraz azalıyor zemin etüdü yapılmadan yerine bırakmalar, gece yatarken şarja takıp, sabah şarjdan çıkarmalar… 3. Hafta geldiğinde yorgun bir şekilde eve girip yatağın üzerine fırlatmakla devam eden bu ilişkideki soğuma süreci 4. Hafta yerini önümüzdeki 23 ay boyunca ödenecek taksitleri düşünerek ve bazen o telefonu anahtarla aynı cebe koyarak geçiyor. Maksimum 1 ay yaşanan yeni bir eşyaya sahip olma hazzı yerini fatura kesim tarihindeki isyana bırakıyor. İsyan genelde cihazlara uygulanan vergilere, internet paketinin yetmemesine, ödemenin bitmesine kalan 20 aya oluyor. Sanki silah zoruyla sattılar cihazı…

                Tüm bunları düşünerek geçen bir süreden sonra belgeselin kahramanları Joshua Fields Milburn ve Ryan Nicodemus’un konuyla alakalı kitaplar yazdığını ve bunların Hülya Key’in çevirisiyle, Eksik Parça yayınevi tarafından basıldığını öğrendim. Kitapları internet üzerinden temin etmem bir buçuk hafta, okumam ise iki gün sürdü. Kitaplarda size minimalist olmanın reçetesi verilmiyor. Anı kitabı gibi düşünebilirsiniz. Ama bir ışık yaktığı kesin. Onların hikâyelerinden kendinize formüller çıkartıp daha az ile yetinme konusuna yavaş yavaş alışabilirsiniz. Kendinize bir program çizip kendi reçetenizi oluşturabilirsiniz. Ortamlarda tepki gösterip mensubu olduğumuz tüketim toplumunun silkelenmesi gerektiğini ifade etmek yerine kendimizden başlayabiliriz.

                Bir şeyi satın almadan önce düşünün. Buna gerçekten ihtiyacınız var mı? Aracınıza almak istediğiniz telefon tutucu dönüşlerinizde size kör nokta oluşturabilir. İndirimde diye aldığınız bir kıyafetin size yakışmadığını düşünebilirsiniz. Yürüyerek gidebileceğiniz yerlere aracınızla giderek hem cebinize hem sağlığınıza zarar verebilirsiniz. Bu verdiğiniz zararı telafi etmek için diyetisyenlere, spor salonlarına para harcayabilirsiniz. O spor salonunda belirtilen “dışarıda giymediğiniz, temiz bir ayakkabı ile geliniz” cümlesine aldanarak yeni bir ayakkabı alabilir, dayanamayıp dışarıda giyerek salona girdiğinizde utanabilirsiniz. Basketbol oynamak için basketbol ayakkabısı alıp, 3 maç sonra basketbolu bırakabilirsiniz. Yere düştüğünde kırılacağını ve telefonunuzun camını koruyamayacağına adınız gibi emin olduğunuz kırılmaz camlara(?) para verebilirsiniz. Bunların hepsini yapan biri olarak şuan sahip olduğum eşyalardan dolayı mutlu değilim. Hatta birçoğu da ciddi pişmanlığımdır. Sahip olduğum insanlardan dolayı mutluyum. Minimalizm, geriye kalan her şey kitabının sonunda da yazdığı gibi “İnsanları sevin, eşyaları kullanın. Tersi işe yaramıyor”

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *