İşletmecilik

Çoğu insanın olduğu gibi benimde hayallerimde kendi işimin patronu olmak vardı. Bu hayaller özellikle size ait olmayan bir yerde çalıştığınızda tavan yapıyor. Doğalgaz işi yapan bir firmada Office boy (Her şey Sorumlusu) olarak çalışırken de, sanayi de store perde imalatı yaparken de…

                Sanayi sitesinde bir perde imalathanesinde iş buldum. Ortam gerçekten çok sıcak. Sıcaklık sadece sabahları yaktığımız sobadan değil, birlikte çalıştığım Mehmet Amca’dan da kaynaklı. İşin nasıl yapılacağını öğretmenin yanı sıra düzenli olmayı da öğretti bana. Kısa sürede işi kavradım. Store, zebra, rüstik, japon vb. perde çeşitleri benden sorulur havalarında takılıyorum. Hayallerimizde hep kendi işimizin patronu olmak var ya, daha ikinci haftada kendime bir imalathane açsam, şehir merkezine de bir teşhir amaçlı dükkân açarım düşüncesindeyim. Daha ikinci haftadan patronun ekmeğine göz diktim. Tabi bu işler maliyetli işler. Öyle kolay patron olunmuyor. Bende sadece hayallerle yetiniyorum o zamanlar. Derken bir gün bir tanıdığımdan hayatımın teklifi geldi. “Gel seninle ortak bir kafeterya açalım”

                İşte bu! Teklif çok cazip! Sermaye ortaktan ben sadece işleteceğim. Yalnız küçük bir problem var, mekân bir spor salonu içerisinde. Olsun! Dükkan ince bir koridor gibi dört masanın sığabildiği bir yer olsa da çevrede esnaf var, onları da çekeriz diye düşünüyoruz. Kısa bir fizibilite çalışması sonrasında alınması gereken malzemeler alındı. Kafeteryanın tasarımı eşe dosta yaptırıldı. Görkemli olmayan mütevazı bir törenle açılışımız yapıldı.

                Sektöre yeni bir soluk getirmek için yemeklerine her zaman kefil olacağım annemle pazarlık masasına oturduk. “Malzemeyi al poğaçalar benden, işçilik almıyorum” dedi ve el sıkıştık. Başta ev yapımı poğaçalarımız çevre esnaftan ciddi talep gördü fakat piyasa doygunluğa ulaşınca poğaçaları yavaş yavaş kendimiz tüketmeye başladık. Haftada bir gün muhasebeci gelip para istiyor. Elektrik faturamız, su faturamız var, dükkâna da malzeme almak gerek. Dükkâna gelen herkes “işler nasıl?” diye soruyor. İdare eder, daha iyi olacak diyoruz. Olsun olsun dükkân kendini döndürsün yeter diyor. Bize para lazım değil zaten, dükkân kendini döndürsün! İşletmeciyim ama babadan harçlık alıyorum! Mekân spor salonu içerisinde, en çok sattığım ürün su!

                Bu böyle olmaz dedik. Hemen bir katı meyve sıkacağı edinip taze sıkılmış meyve suyu satışlarına başlamaya karar verdik. Katı meyve sıkacağı denilen alet icat edilirken legodan ilham almış olacak ki makine on parçaya bölünüyor. Her parçasında sıkılan meyvenin posası mevcut. Bir süre sonra makinenin temizliği iddia üzerine yapılıyor. İddiayı kaybeden makineyi yıkıyor. Bir keresinde bir arkadaşım sırf o makineyi yıkamamak için kafenin tüm bulaşığını yıkayıp tezgâhı silmeyi kabul etti!

                Bizim piyasanın doygunluğa ulaşma durumu kısa sürünce biz yeni atılımlar düşünmeye başladık. Memlekette ne yok diye düşünürken kafada bir ampul yandı! Susurluk tostu yok! Çevre esnafa kapı önü muhabbetlerinde “Abi, Susurluk tostu getirsem gider mi? Yer misiniz?” soruları sorup piyasa araştırmasını tamamladıktan sonra Balıkesir’den tanıdığım, Alsancak fast food isimli mekanın işletmecisi Yusuf Abiyi aradım! Sağ olsun her konuda destek oldu. Ekmeği, peyniri nereden alacağımı anlattı. Hatta kendi sucuk aldığı yerden benim içinde alıp göndereceğini söyledi. Telefonlar alındı, siparişler verildi. Adamlar Susurluk’tan kargoyla ekmek gönderiyor. En az bir koli alabiliyorsun, içinde gelen ekmekten yüz adet tost çıkıyor. Mihaliç peyniri siparişimizde verildi. Sucuk işi de tamam!

                Memlekette menüsünde Susurluk tostu barından tek mekan olarak gururlu, beklentileri yüksek bir şekilde takılıyorum. Dükkanda oturuşum peşin satan kıvamında! İlk hafta başladık, yoğun talep var. İkinci hafta zorla çevre esnafa satmaya devam ettik. Üçüncü hafta ekmekler küflendi! Olsun, bu iş bize iyi gelir getiriyor. Elektrik faturamı Susurluk tostu ödüyor. Biz buna devam edelim dedik ve ikinci parti siparişleri geçtim. Hiçbir şey olmazsa bir sonraki ayın elektrik parasını çıkartırım düşüncesindeyken Susurluk tostu TRT payını karşılamadı. İşin kötü tarafı ekmek küflenmesin diye sadece Susurluk tostuyla beslenmeye başladık. Başladık diyorum çünkü evdeki herkese Susurluk tostu yediriyorum! Mekânı Susurluk tostu hayratına çevirdik. Eşe dosta tost ikram ediyoruz. Sağ olsun ikram ettiklerimiz üç beş bir şey atıyor da muhasebeciyi susturuyoruz. Tekrar sipariş vermeyi düşünürken ramazan ayının başlayacağı aklıma geldi. İftarda, sahurda evdekilere Susurluk tostu dayatırsak beni topa tutarlar dedim ve vermedim siparişi!

                Çok paramız varmış gibi bir de içeriye girdik. Beceremedik işi kafeteryayı kapattık. Üzerine bir de borçlandık. Borcu borçla ödediğinizde kendi tabirimle buruşturup çöpe atmış olduğunuz nakit miktarı artıyor. Kimileri buna kredi faizi de diyor. En kötüsü ödemeyi Susurluk tostuyla da yapamıyorsunuz. Babam hep derdi;

“ 100.000 liralık işe gireceksen cebinde en az 200.000 lira olmalı”

100.000 liralık işi batırsan cebinden 200.000 çıkar demedi mesela. Anlamamızı bekledi ama biz sıfırla girdiğimiz için işe kaçla çarparsan çarp sonuç sıfır diye düşündük.  Ticarette öyle olmuyormuş.

                Kişisel gelişim kitaplarında başarısızlıklarını anlatıp, şimdi ben bu kitabı bilmem kaç milyon dolarlık malikanemde, süt banyosunda, buzlu bademler içerisinde, kendi yıkamadığım katı meyve sıkacağıyla sıktığım portakal suyunu içerek yazıyorum diyen tipler olsa da benim sonum öyle değil. Masa başı maaşlı çalışıyorum, sigortam yatıyor, servis var. Buna da şükür

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *