Facebook Skandalı

Bildiğiniz üzere son zamanlarda facebook skandalı dünya gündemini meşgul ediyor. Yakın zamanda gördüğüm bir araştırmaya göre de ülkemizde 40.000.000 facebook kullanıcısı var. Aktif kullanıcı rakamı 32 milyonlarda geziniyor. Hindistan dünyada başı çekiyor. Türkiye ise ilk 10 içerisinde.

                Skandalın özeti Cambridge Analytica’nın seçim döneminde Facebook üzerinden aldığı veriler. Beni açıkçası skandalın ne olduğundan çok sonrasındaki tepkiler ilgilendiriyor. Tepkinin nedeni ise facebook nasıl olur da bizim verilerimizi topluyor, kaydediyor. Günaydın!

                Gerçekten tepkili olduğunuz nokta verilerin kaydediliyor olması ise işiniz zor. İnternette gezdiğiniz alışveriş sitelerinde baktığınız ürünlerin alakasız yerlerde reklam olarak karşınıza gelmesi de bir veri toplanması durumu. Yapmış olduğunuz yer bildirimleri de öyle. Buna bir sürü örnek verebilirim. Cebinizdeki akıllı telefonunuz da dahil. Basit bir komplo teorisinden bahsetmiyorum, gerçeklerden konuşuyoruz. Komplo teorisinden bahsetmek gerekirse eğer Person of İnterest dizisindeki bir sahneden bahsedeyim size;

                Birçok filmde de işlenen, kimi filmlerde Tanrının gözü olarak da adlandırılan, bahsi geçen dizide makine ismi verilen bir yazılım var. Amaç suça engel olmak(?). Bu makine içerisinde kamera bulunan tüm cihazlara, tüm güvenlik kameralarına, Smart TV’nizdeki, bilgisayarınızdaki, telefonunuzdaki tüm kameralara erişiyor. Masum düşüncelerle makineyi tasarlayan kahramanımız Harold Finch ile eski ordu mensubu, ekibin operasyonel ayağı John Reese arasında bir sohbet geçiyor. Doğal olarak Reese, makinenin her kameraya eriştiğini fakat gördüğü kişinin kim olduğunu nasıl ayırt edebildiğini merak ediyor. Mucidimiz Finch şöyle cevap veriyor; “Facebook’u neden kurduk zannediyorsun.”  Sonrasında Reese “Siz mi kurdunuz?” şeklinde cevap verse de konu bir şekilde kaynıyor. Alın size komplo teorisi!

                Maalesef teknolojiyi üreten değil tüketen bir toplum olduğumuz için ve nedendir bilinmez öğrenmeye karşı sert duvarlar örmeye başladığımız şu günlerde kişisel verilerimizin arşivleniyor olmasına karşı öfkeliyiz. Türk’ü kimse fişleyemez! Kapatın Facebook’u …! Yapılan eyleme protesto amaçlı facebook hesabını kapatanları anlıyorum. Ama verileri silinsin isteyenlerimiz varsa,  üzgünüm, çok geç. Siz hesabınızı kapattığınızda o verileriniz bir yere gitmiyor. Günümüzde internet ağında neredeyse 3 trilyon gigabayt veri depolanmış durumda. 2010 yılında bu veri 600 milyar gigabayt iken bilim insanları  “İnternet olmasaydı ne olurdu?” sorusuna; “Çin’in yüzeyini 13 kat kitapla kaplayacak kadar yazılı veri olurdu.” Şeklinde cevap vermişler. Şuan 5 katından bahsediliyor. Ve bu hiçbir zaman düşüşe geçmeyen bir grafik. Mark Zuckerberg senin amcangillerle gittiğin kendin pişir  kendin ye alabalık restoranında yaşamış olduğun keyifli anlarla ilgilenmiyor. Hastaneden çıkarken paylaştığın sargı bezli fotoğrafın altına yazmış olduğun “Azraile çelme taktık” cümlesinden korkmuyor. Yeşille maviyi bir arada görünce hemen fotoğrafını çekip o ana huzur adı verme fikrine katılmıyor. Bir yakınını kaybettiğinde paylaşmış olduğun cenaze bilgilendirmesine çelenk göndermiyor hatta “Sorry for your loss” bile demiyor. Üstü kapalı laf soktuğun kişi kim diye merak etmiyor. Ama bunların hepsi kaydediliyor.

                Psikolojide delüzyon (sanrı)  türleri vardır. Takipçi olarak isimlendirilen tür için yapılan geçerli açıklamalardan biri şöyledir;

Birinin ya da bir grubun kendilerine komplo kurduğu inancıdır. Bu kişiler kandırıldıklarına, izlendiklerine, takip edildiklerine, haklarında dedikodu yapıldığına, zehirlendiklerine ya da kendilerine gizlice ilaç verildiğine inanırlar.

Evet, bir nevi paranoya. Cem Yılmaz’ın da gösterisinde söylediği gibi, CIA seni n’apsın!  Enişte, sen yine doblonu çek çayır çimene, aç oyun havanı, beyaz atletinle mangalını yelle. Aç yine şarabını selam ver bize. Kimse seni güdümlü füzeyle vurmayacak. Ağaçların arasında keskin nişancı yok. Sen yeter ki yaktığın ateşi söndür, çöp bırakma, mangal yapılmaz denilen yerlerde yapma mangalını. O şarabını içtikten sonra da sen geçme direksiyon başına. Senden başka bir şey istenmiyor.

                Kısa sürede beyin göçüyle ülkemizden kaçacak pırıl pırıl bir zekadan şöyle bir yorum okudum. “Ülke devlet başkanlarının da facebook  hesabı var, adamlar o verileri de çalmış.” Ülke devlet başkanı kelimesine takılmayıp anlatılmak istenen şeye odaklanmaya çalıştım. Hayal gücüme izin verdim ve aklıma bir devlet başkanının gece herkesten gizli, korumalarından kaçarak bir bara eğlenmeye gittiğini ve orada yer bildirimi yaptığını düşündüm. Çünkü kurulan cümle hayal gücüme bu kadar etki edebildi.

                Yine büyük çoğunluk bu veri depolama ve paylaşımın zararı konusunda bencilce kendini düşündü. Sonra da benim yukarıda belirttiğim gibi” CIA beni n’apsın ya” diyerek paylaşımlarına devam etti. Konunun geneline inmedi, merak etmedi. Asıl skandal nedir? Farkına bile varmadı. Bakın bakalım skandalın bir ayağı olan Cambridge Analytica’nın Yönetim Kurulu Başkanı Alexander Nix ne demiş;

ABD Başkanı Donald Trump ile birçok kez buluştuklarını belirterek, “Bütün araştırmayı yaptık. Bütün veriyi elde ettik. Bütün analizi gerçekleştirdik. Hedeflemeyi yaptık. Bütün dijital kampanyayı, televizyon kampanyasını biz yönettik ve bizim verilerimiz stratejilerini belirledi.”

Mangaldayken vurulmaya gerek yok, siz hiç kelebek etkisi diye bir şey duydunuz mu?

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *